Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi

Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi

Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi

Bakır, doğada yaygın olarak bulunan ve hayvanlar için esansiyel olan bir elementtir. Aynı zamanda çiftlik hayvanlarında toksik bir madde durumuna da gelebilmektedir. Endüstride, tarımsal mücadele alanında, hayvan hastalıklarının sağaltımında ve günlük yaşamda fazlaca kullanılan bir element olması bakımından insan ve hayvanlarda zehirlenme açısından risk yaratabilmektedir.

Yüzde 1-3 oranında bakır sülfat içeren bordo bulamacı ve benzeri preparasyonlar halinde meyve ağaçlarının mantar hastalıklarına karşı püskürtme şeklinde sık olarak uygulanır. Benzeri şekilde, sümüklü böcek mücadelesinde, otlara ve çiftlik alanlarına serpilmek suretiyle, koyunların ayak çürüğü (Piyeten) ve paraziter gastritislerinin sağaltımında kullanılır. Bakırın diğer tuzlarından subasetat, oksiklorür, klorür ve oksit bileşikleri de fungusid etkinliğine sahip olduklarından bakır sülfat yerine bazı antifungal ilaçlara katılırlar.

ETİYOLOJİ ve EPİDEMİYOLOJİ

Bakır zehirlenmesi akut ve kronik olarak meydana gelebilir. Akut bakır zehirlenmesi oldukça nadir görülür. Genellikle şüpheli bakır yetmezliklerinde tedavi dozunun hatalı olarak yüksek miktarda uygulanmasından ileri gelir. Kronik bakır zehirlenmesi ise, yüksek seviyedeki bakırın uzun sürelerde tüketilmesi sonrasında akut krize yol açarak görülür. Kronik bakır zehirlenmesi, zehirlenme semptomlarının ortaya çıkmasına kadar geçen ve zehirin alınma sürecini karşılayan bir terimdir ve pratikte önemli olan da kronik bakır zehirlenmesidir. Zehirlenme semptomları ortaya çıktıktan sonra çoğu kez akut bir ilerleme gösterir ve 1-4 günlük sürede hayvanın ölümüyle sonuçlanır.

Bunun yanında sekonder bakır zehirlenmesi de görülmektedir. Bunun sebebi daha önce karaciğerde mevcut olan bir hasara (Hepatit vs.) veya hepatotoksik etkili bitkilerin (ör: Heliotropium Europaeum, Senecio spp. ve Echium plantagineum ) sürekli tüketilmesine bağlı olarak şekillenir. Özellikle hepatotoksik bitkilerin tüketilmesi sonucu hepatositlerde ve karaciğer metabolizmasında morfolojik ve biyokimyasal değişimlere neden olurlar. Gelişen bu durum sonucunda karaciğerde aşırı bakır birikmesi durumu gözlenir. Alınan bakır toksik miktarda olmasa bile hepatositlerde gelişen biyokimyasal değişimler sonucu aşırı birikir ve sekonder olarak kronik bakır toksikasyonu meydana gelebilir. Bitkileri kümülatif bir etkiye sahiptir. Bu yüzden bir sezon otlatıldığında daha az zarara uğrayabilirler fakat takip eden sezonda da aynı merada otlatılması daha yüksek bir mortaliteye sebep olabilir.

Bakır zehirlenmesi genellikle koyun sürülerinde yaygın olarak görülmekte ve önemli kayıplara neden olmaktadır. Koyunlarda sık görülmesinin nedeni olarak, artan bakır alınımına tepki olarak safra ve üriner bakır atılımının yetersiz olduğu düşünülmektedir. Keçiler bakır zehirlenmesine karşı koyunlara göre daha dirençlidir. Ancak, özellikle keçilerde de yüksek miktarda bakır içeren yalama taşları, domuz rasyonları ile beslenme veya bakır sülfat içeren ayak banyolarının içilmesinden dolayı zehirlenme görülebilir. Sığır, at, domuz ve kümes hayvanları ise bakır zehirlenmesine karşı dirençli hayvanlardır. Domuz rasyonlarında kuru madde bazında 125-250 ppm, sığır ve atlarda 50 ppm, keçilerde 10-23 ppm, kümes hayvanlarında ise 300-500 ppm bakır bulunur. Normalde gelişmekte olan koyunların rasyonlarında ise 4-6 ppm bakır bulunması gerekir. Bu miktar 10-20 ppm düzeyinde olursa zehirlenme oluşabilir. Koyunlarda günlük 3,5 mg/kg dozda bakır alındıktan 2 ay sonra bakır zehirlenmesi meydana gelebilir. Keçilerde ise günlük 80 mg/kg bakır alındıktan 144 gün sonra zehirlenme belirtileri görülebilir. Ayrıca bakır sülfatın, kuzularda 25-50 mg/kg, koyunlarda 130 mg/kg, sığırlarda ise 200 mg/kg dozları akut zehirlenmelere neden olmaktadır.

Verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi, koyunlarda kronik zehirlenmelere yol açan bakır dozu çok düşüktür. Bu türdeki hayvanlar kronik bakır zehirlenmesine karşı diğer türlere göre çok duyarlıdırlar. Yemleriyle birlikte 27 ppm bakır alan kuzular 16 hafta sonra zehirlenerek ölmüşlerdir. Bununla birlikte, arpa, saman ve ot bakımından yetersiz peletler içinde 20 ppm yoğunluğunda bulunan bakır 20 hafta sonra kuzularda ölümle sonuçlanan zehirlenmelere neden olmuştur. Aynı şekilde sığırlarda ise 5 g dozunda bakır sülfatın alınmasına bağlı olarak kronik zehirlenme ve 122 gün sonra ölüm şekillenmiştir. Danalarda 115 ppm bakır içeren süt ikamesi ve 250 ppm bakırla kirlenmiş yemler öldürücü zehirlenmelere yol açmıştır.

Kronik bakır zehirlenmelerinde, diyetteki bakırın absorbsiyon yeteneği ile ilgili ırklar arasında yatkınlık farkları vardır. Kuzey Ronaldsay, Suffolk, Texel, Charrollais, Bluefaced Leicester ve diğer uzun yünlü ırklar, Skottish Blackface türlerine göre nispeten daha duyarlıdır. Merinos ırkının ise daha dayanıklı olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca bakır zehirlenmesinin İngiltere’ de koyunlarda karşılaşılan en sık zehirlenme olduğu Veteriner Laboratuar Ajansı tarafından bildirilmiştir. 1995 – 2005 yılları arasında ortalama 25 – 99 arasında değişmekle beraber toplamda 653 tane bakır zehirlenmesi olgusu kayıtlara girilmiştir.

Zehirlenme olguları genellikle kurak mevsimlerde görülür. Çünkü böyle durumlarda yeterince taze ot bulamayan koyunlar, daha çok bakırla kontamine olmuş kuru otları tüketirler. Haftalarca önce ilaçlanmış bahçelerde otlatılan koyunlarda karşılaşılan zehirlenme olayları, özellikle yonca gibi bazı bitkilerin topraktaki bakırı absorbe edebilmesiyle açıklanmaktadır. Belirtilen yolda oluşan bitki kirlenmesi muhtemelen uzun süre devam edebilmektedir. Çünkü molluskisid olarak beş ay önce bakır sülfat uygulanmış alanlarda yetişen otların 200 ppm bakır içerdiği saptanmıştır.

Koyunlarda bakır zehirlenmesine yol açabilecek bazı kaynaklar:
– Tarımda bakırlı bileşiklerin kullanılması sonucu kontamine olan otlar ve bitkiler, örneğin göztaşı (bakır sülfat) ve bordo bulamacı püskürtülmüş zeytin ve bağ yapraklarının yenmesi,
– Sümüklü böcek mücadelesi amacıyla bakır sülfat serpilmiş otlaklar ve benzeri alanlarda hayvanların otlatılması,
– Sindirim sistemi parazitleri, beyaz kas gibi hastalıkların sağaltımında bakır tuzlarının yüksek miktarda verilmesi,
– Domuz ve kanatlı gübresinin büyük miktarda uygulandığı yerlerde yetişen mera, silaj ve kök bitkileri ile beslenilmesi, ( Domuz gübreleri 700-3000 ppm oranında bakır içerir.)
– At ve sığırlar için hazırlanmış vitamin – mineral takviyeleri ve yalama taşlarının kullanılması,
– Kuzuların yüksek seviyede bakır içeren buzağı mamaları ile beslenmesi
– Bakır sülfat içeren ayak banyolarının meraları kontamine etmesi,
– Bakır kazanlarında hazırlanmış tahıl tanelerinin yedirilmesi,
– Palmiye yağı içeren konsantre yemler ve şeker pancarı posasının yüksek miktarlarda yedirilmesi,
– Pirozolidin alkaloidleri taşıyan bitkilerin (örneğin; Kanarya Otu, Akrep Otu, Yeraltı Üçgülü) hepatotoksik etki ile karaciğerde bakır birikimine neden olması
– Koyunların yüksek gerilim hatlarının çevresinde otlatılması, (Elekroforetik etki ile, toprak derinliklerindeki bakır yüzeye çekilerek bitkilerde yüksek bir yoğunluk sağlar.)
– Molibden, demir, çinko, kükürt gibi bakır antagonistlerinin rasyonda yetersiz miktarda bulunması,
– Koyunların bakır madenleri ve fabrikaların çevresinde otlatılması
vb gibi nedenler koyunlarda bakır zehirlenmesine yol açabilecek kaynaklardır.Ayrıca gebelik, tansport, laktasyon, açlık gibi stres faktörlerinin de karaciğerde bakırın çözünmesini kolaylaştırdığı bildirilmektedir.

PATOGENEZ

Koyunlarda bakır metabolizması diyetteki antagonistlerinin varlığı da dahil olmak üzere (ör: sülfat, molibden, demir) çeşitli faktörlerden etkilenen kompleks bir mekanizmadır. Belirli bir süre boyunca diyet veya parenteral yolla alınan bakırın çoğunluğu, bağırsaklardan emilerek karaciğerde hepatosellüler lizozomlarda depolanır. Koyunlarda diyetteki bakır ve molibden (Cu: Mo) oranının 10:1’ den yüksek olduğu durumlarda karaciğerde aşırı bakır birikimi olur. Hepatosit hücrelerinde gelişen nekrozlar sonucunda, devam eden bakırın depolanmasına takviye olarak hepatositlerde mitotik aktivite artar ve vücuda alınan bakırı bir miktar daha depolarlar. Ancak karaciğer bakır

bakır zehirlenmesi patagonezi

bakır zehirlenmesi patagonezi

konsantrasyonu 15.000 µmol / kg’ dan fazla olduğu durumda lizozomlar membran bütünlüğünlüğünü kaybeder bunun sonucunda bakır ve lizozomal hidrolazlar stoplazmanın geri kalan kısmına zarar vererek yüksek miktardaki bakırın serbest hale geçmesi sağlanır. Serbest kalan bakır periferal dolaşıma salınır ve bunun sonucunda akut intravaskuler hemolitik kriz şekillenir. Ancak bununla birlikte subklinik karaciğer hasarı çok daha düşük bakır konsantrasyonlarında başlar. Stres durumlarında, zorlu hava koşullarında, ilerleyen gebeliklerde, transport durumlarında, eşzamanlı karaciğer hastalıklarında (örneğin, subakut fasciolosis ve kobalt eksikliği) ve diğer hastalıkların yol açtığı metabolik bozukluklar düşük bakır konsantrasyonlarında da lizozomal bozulmalara yol açabilir.

Karaciğer tarafından periferal dolaşıma salınan bakır, eritrositlerin membran komponentleri ile biyokimyasal etkileşime girerek intravaskuler hemolize neden olur. Hemolizin, dolaşımdaki bakırın eritrositlerin membran proteinlerinin sulfadryl gruplarıyla direkt etkileşmesi, membran lipidlerinin peroksidasyonu ve oksijenle birleşerek süperoksid radikallerinin oluşumu sonucu şekillendiği ileri sürülmektedir. Hemolitik krizden önce kan bakır düzeyi pek yüksek değildir, fakat hemolitik kriz sırasında kan bakır düzeyi 38 – 100 µmol / L olabilir (normal değer 9 – 23 µmol / L ). Hemolize alyuvar metabolitlerinin birikimi, beyin dâhil bütün doku ve organlar için toksiktir ve buna bağlı olarak, böbrek tubullerinde birikerek akut tubuler nekroz ve böbrek yetmezliklerine, konjestif kalp yetmezliklerine yol açabilir. Ayrıca beyinde substantia albada dejenerasyonlar şekillendirebilir.

KLİNİK BULGULAR

Kronik bakır zehirlenmesi: Kronik bakır zehirlenmesine ilişkin bulgular ani olarak başlar ve hemolitik kriz öncesinde hiçbir klinik belirti yoktur. Etkilenen hayvanlarda;
– İştahsızlık, durgunluk ve depresyon hali mevcuttur. Ruminal aktivite yoktur.
– İleri derece de ataksik, bazı dönemlerde amaçsız dolanma, başı bir yere dayama ve ilerleyen uyuşukluk durumu gözlenir.
– Beden ısısı hafif derece de yükselmiştir (< 40,2 °C), ileri dönemde hipotermi söz konusudur.
– Kötü kokulu mukus bulunan koyu renkli bir dışkı dikkati çekebilir.
– Hemolitik anemi ve ikterus sonucu mukozalar solgun, sarı ve kirli kahverengi görünümdedir.
– Hızlı ve yüzeysel solunum nedeniyle anemi şekillenir. Kalp frekansı çok yüksek ve kalp sesleri kuvvetlidir.
– Hemoglobinüriye bağlı olarak idrar koyu kırmızı renktedir.
– Bazen abort ve fotosensitizasyon durumları da gözlenebilir.
– Hasta hemolitik krizin başlamasından itibaren 24-48 saat içinde ölebilir.

Akut bakır zehirlenmesi: Evcil hayvanlarda nadir olarak gözlenen bir durumdur.
– Sancı ile birlikte depresyon, iştahsızlık, dehidrasyon,
– Dışkı mukusludur ve bazen bakır ile klorofilin birleşmesinden oluşan bakır-klorofil kompleksiyle boyanması sonucu grimsi-koyu yeşil bir renge boyanabilir.
– Hipersalivasyon, taşikardi, konvülzyonlar, felç, kollaps ve ölüm şekillenir.
– Akut devreyi atlatıp biraz daha uzun yaşayan hayvanlarda hemoliz ve hemoglobinüri gözlenebilir.

LABORATUVAR BULGULARI

Plazma bakır düzeyi, 200 µg / dl‘ nin üzerine çıkmıştır (normal: 50 µg / dl). AST (çoğunlukla > 1000 IU), GGT (normal değerinin 10 katı), GDH enzim aktiviteleri ve bilirubin (normal değerinin 10 katı) yüksektir. Karaciğer bakır konsantrasyonu 350 ppm’ in üzerindedir (normal: 30-140 ppm). Hemotokrit (% 10 düzeylerine kadar) ve eritrosit değerlerinde azalmalar görülür. Eritrositler genellikler anizositoz gösterir ve kan frotilerinde çok fazla sayıda normoblast gözlemlenir. Böbrek bakır konsantrasyonu 100 ppm ( 314 µmol / kg) ‘in üzerindedir (normal: < 15 ppm). Kan serumunda üre ve kreatinin değerlerinde yükselmeler görülür.

NEKROPSİ BULGULARI

Akut bakır zehirlenmesinde, abomasal mukozanın erozyonu ile şiddetli bir gastroenterit şekillenir. Ayrıca buzağılarda bakır tuzlarının yüksek miktarda enjekte edilmesi sonrasında şekillenen akut zehirlenmelerde vücut boşluklarında sıvı birikmesi ve hepatomegali durumu da gözlenebilmektedir.
Kronik bakır zehirlenmesinde deri altı bağ dokusunda ve özellikle de omentumda ikterik yansımalar vardır. Serozada peteşiler gözlenir. Böbrekler iyice büyümüş, koyu gri-siyah renkte, kapsula altında kanama odakları şekillenmiş ve dokusu gevrekleşerek ufalanabilir bir hal almıştır. İdrar kesesinde koyu kırmızı veya siyah renkte idrar dikkati çeker. Karaciğer büyümüş, rengi sararmış, hemorajik odaklar içerebilir ve ufalanabilir bir hal almış durumdadır. Safra kesesi yeşilimsi-kahverenkli safrayla dolmuş, gergin, koyu kıvamlı ve granüllü yapıdadır. Kalp kası pişmiş kıvamdadır. Perikard sıvısı fazlalaşmıştır ve epikardial kanamalar göze çarpabilir. Dalak genişlemiştir ve kesitlerde koyu kahverengi/siyah renkte görülür. Yüzde 35 oranına kadar ulaşan methemoglobinemi nedeniyle kan çikolata rengine bürünmüştür.

Histopatolojide hepatositlerde apopitozis, nükleuslarda vezikülleşme ve mitotik aktivitede artış, sinuzoidlerde eozinofilik granüler kalıntılar içeren büyük makrofajlar görülür. Böbreklerde tubuler epitelium, glomerular bazal lamina ve kapillar kan damarları etkilenir, bowman kapsüllerinde şişme ile proksimal tubullerde nefroz gözlenir.

TANI

Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi Besleme durumu, anamnez bilgileri, klinik bulgular ve postmortem bulgular hastalık hakkında bilgi verebilir. Kesin tanı, plazma bakır düzeyinin saptanmasıyla tespit edilir. Ancak plazma bakır düzeyi hemolitik kriz öncesi kısa süreliğine yüksektir. Klinik semptomlar ortaya çıkmadan 24 saat önce kan bakır konsantrasyonu hızla yükselir ve anlamlı yoğunluklarda idrara da geçer. Serum bakır düzeyi, kronik bakır zehirlenmesi tanısını ortaya koymak için genellikle kullanılmaz. Çünkü genellikle karaciğerde var olan diğer yangısal sebeplerden dolayı değerler sıklıkla normal değerlerin ( 9-20 µmol / L) üzerine yükselir. Böbrek ve karaciğer bakır konsantrasyonunun ölçülmesi, kronik bakır zehirlenmesi için en önemli tanısal parametredir. Bu tip olgularda kuru madde esasına göre karaciğer bakır konsantrasyonu 1000 ppm ve daha yukarı düzeylere çıkabilmektedir. Koyunlarda kronik bakır zehirlenmesi semptomları görülmeden haftalar önce genellikle, Aspartat Aminotransferaz (AST) enzim düzeyi belirgin derecede artar. Bu durum, zehirlenmelerin gelişmesi ve erken tanı yönünden değerlendirilebilinir.

AYIRICI TANI

Koyunlarda bakır zehirlenmesi klinik bulgulara göre bakıldığı zaman; babesiosis, basiller ikterohemoglobinüri, leptospirozis ve nitrat- nitrit zehirlenmesi ile karışabilmektedir. Fakat;

– Ateşin çok yüksek olmaması ve kene enfestasyonu ile ilişki bulunmaması ile babesiosis’ den,
– Başlangıç döneminde ateşin çok yüksek bulunmaması, çevre-beslenme şartları ve otopsi bulguları ile basiller ikterohemoglobinüri’ den,
– Morbiditenin düşük olması, abortusunun yaygın olmaması, laktasyondaki sütün portakal sarısı renginde olmaması ve otopsi bulguları ile leptospirozis’ den
– Mukoza ve konjuktivalarda gri-kahverengimtrak renk ve şiddetli solunum güçlüğü olmaması, kalp frekansının aşırı yükselmemesi ile nitrat-nitrit zehirlenmesi’ nden ayrılabilir.

PROGNOZ

Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi Çoğunlukla kötüdür. Hastalığın belirtilerinin görülmesi ile ölüm arasındaki süre ortalama 1-3 gün arasında değişir. Üre ve kreatinin konsantrasyonları normalin 5 katından büyümesi prognozun kötü olduğunun işaretidir. Agoni döneminde 10-20 kat yüksek olabilir. Akut olgularda 3 günde ölüm meydana gelir.

SAĞALTIM

Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi Etiyolojik faktörler göz önünde bulundurulmalı ve şüpheli bakır kaynakları hemen ortadan kaldırılmalıdır. Geçmişte kronik bakır zehirlenmesi için standart tedavi, amonyum tetrathiomolibdatın günaşırı 3 kere 1,7 mg/kg i.v ya da 3,4 mg/kg s.c olarak uygulamaktı. Bu tedavinin başarı oranı ileri klinik belirti gösteren hayvanlarda zayıftı ama riskli koyunlarda hemolitik krizlerin önlenmesinde etkili olmuştur. Ama ne yazık arınma süresinin 6 ay gibi çok uzun bir süre olması nedeniyle gıda üretiminde kullanılan hayvanlarda kullanımı Avrupa Birliği Hukuku tarafından yasaklanmıştır.

Amonyum molibdat (100-500 mg/kg) + sodyum sülfat (1000 mg/kg) veya sodyum tiyosülfat’ ın (300-1000 mg/kg) oral olarak 3 hafta kadar verilmesi dokularda bakır birikimini anlamlı bir şekilde azaltmaktadır. Etkisini, bakırın dışkı ile atılımını arttırarak ortaya koymaktadır. Ayrıca çeşitli deney koşullarında deri altı ve damar içi verildiği zaman eritrosit içinde bulunan bakır konsantrasyonunu azaltarak eritrositlerin lize olmasını da engellediği bildirilmektedir. Bu karışımın uygulanması ile karaciğer bakır konsantrasyonu 6 hafta içinde 3/2 ve takip eden 13 hafta içerisinde ise 1/2 oranında azalmıştır. Stres minimalize edilmeli, kırkım, tırnak vb uygulamalar tedavi sonuna ertelenmelidir. Eğer uygulanabilirse, amonyum molibdat ve sodyum aülfat kombinasyonu, biçilmiş otların üzerine püskürtülerek hayvanlara verilmeli. Böylece, hayvanlar daha az strese maruz kalmış olur.

Değerli hayvanlarda üriner yol ile bakır atılımını arttırmak amacıyla 6 gün D-Penicillamine (Cuprimine) 26-50 mg/ kg günde 2 kere veya 52 mg / kg günde 1 kere kullanılabilir.

Bazı araştırmacılara göre Dimerkaprol bakırın vücuttan atılımını hızlandırmaktadır. Belirtilen etkiden yararlanılarak, özellikle bakıra maruz kalmış koyunlara koruyucu amaçla Dimerkaprol verilebilir. Ayrıca bakırın vücuttan atılmasını hızlandırmak ve oluşturduğutoksik bozuklukları hızla normale dönüştürmek amacıyla Disodyum Kalsiyum Asetat ve benzeri şelatör maddeler de denenmiştir.

Akut hemolitik kriz sırasında oksijen uygulanması , E vitamini (3-5 gün 3000 IU) ve C vitamini (500 mg derialtı) uygulanması alyuvarlardaki oksidatif hasarın önlenmesi bakımından önerilebilir. Gerekli durumlarda destekleyici tedavi olarak kan transfüzyonu yapılabilir.

KORUMA

Koyunlarda Bakir Zehirlenmesi diyetteki yüksek bakırdan (10 ppm’ den yüksek), yüksek Cu : Mo oranından (10 : 1) ve diğer yüksek bakır içeren kaynaklardan kaçınmak gereklidir. Diyetteki Cu : Mo oranı 6 : 1 – 8 : 1 olacak şekilde ayarlanmalıdır. Rasyondaki bakır oranını azaltmak ve karaciğerde birikmesini önlemek için molibden, demir ya da kükürt gibi bakır antagonistleri eklenebilir. Bakır sülfat içeren ayak banyolarının meraları kontamine etmesi engellenmelidir. Bunun yanında iz mineral karışımlarının içerdiği bakır oranlarına dikkat edilmelidir. Domuz ve kanatlı gübreleri yüksek miktarda bakır içerir, bu gübrelerin uygulandığı yerlerde yetişen mera, kök bitkileri, silaj gibi yemler de yüksek oranda bakır içermesinden dolayı dikkat edilmelidir. Hauvanlar fungusid amaçlı bakır sülfat içeren tarımsal ilaçların uygulandığı bağ ve bahçelerde otlatılmamalıdır. Yüksek gerilim hatlarının bulunduğu meraların bakır bakımından zengin olabileceği unutulmamalıdır. Düzenli olarak içme suları ve yemlerin bakır bakımından analizi yapılmalıdır. Kronik zehirlenmenin akut kriz olguları çıktığında sağlıklı görünen hayvanlara, 3 hafta hayvan başına 50 – 500 mg amonyum molibdat ve 300 – 1000 mg sodyum tiyosülfat verilmesi önerilmektedir. Bazı araştırmalara göre Dimerkaprol, bakırın vücuttan atılmasını hızlandırmaktadır. Belirtilen etkilerden yararlanılarak, özellikle bakıra maruz kalan koyunlara koruyucu olarak verilebileceği bildirilmektedir. Diğer etiyolojik faktörler de göz önünde bulundurularak hareket edilmelidir.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ